22.02.2020 - 15:30 | Son Güncelleme: 7.07.2016 - 15:47

MÜLTECİ SORUNU VE VATANDAŞLIK

MÜLTECİ SORUNU VE VATANDAŞLIK

Ülkemiz ile en uzun kara sınırı bulunan komşumuz Suriye’de Mart ve Nisan 2011 de Suriye baas partisine sadık askerler ve bunları destekleyen milisler ile bu partiyi iktidardan indirmek isteyen Suriye muhalefeti arasında başlayan sonrasında, ışid, el nusra ve bazı kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani gruplarında katıldığı iç savaş sonrası ülkemiz yoğun göç dalgasına maruz kalmıştır.


Osmanlı İmparatorluğu zamanından beri orada yaşayan halk ile gerek akrabalık gerekse ümmet bilinci çerçevesinde tartışılmaz bir bağımızın olduğu gerçek bu çerçevede aramızdaki bu bağdan ötürü Türkiye; gelen Suriyeli mültecilere kapılarını açmış ve her türlü maddi ve manevi yardımı sağlamış ve sağlamaya da devam etmektedir. Suriye savaşında sadece ülke içinde savaşanlar dışında dış güçlerin de olaya müdahil olması ülkedeki savaşın uzun sürmesine ve bir çok açıdan tahribatın artmasına sebep olmuştur. Batılı ülkeler Rusya ve iran gibi devletlerinde kendi stratejik çıkar ilişkileri sebebiyle müdahil olduğu bu savaş daha da süreceğe benziyor hal böyle iken Türkiye’nin omzuna binen yük daha da artmış her geçen gün yeni göç dalgası ülkemiz sınırlarına dayanmaktadır. Ülke olarak milletimiz gelen mültecilere muhacir gözüyle bakmış ve üstlendikleri ensar olma görevini layikiyle yerine getirmiştir. Lakin bu süreç ülkemiz ekonomisi de göz önünde bulundurulduğunda üstlendiğimiz görev gerçekten basite alınacak bir durum değil özellikle Suriyeli mültecilere son günlerde vatandaşlık verileceği yönünde çıkan haberler gerçekten kaygı verici bir durumun bizleri beklediği açıktır. 2. Körfez savaşından sonra ıraktan ülkemize doğru yaşanan göç dalgasından sonra dönemin hükümeti tarafından gelen mültecilere vatandaşlık verilmiş ülke olarak aradan yıllar geçmesine rağmen halen sancısını millet olarak çekmekteyiz. Özellikle Doğu Anadolu bölgesinin değişen demografik yapısı sonucu terör olayları hat safhaya çıkmıştır. O dönemin hükümeti tarafından belli stratejik hamle olarak atılan bu adımın ters teptiği günümüzde açıkça görülmektedir. Ülke olarak geçmişimizden ders alıp yeni stratejik hamleler yapmak yerine sürekli geçmiş hatalarımızda ısrar edip tekrarlama yoluna gidiyoruz. Bu konu gerçekten yabana atılacak bir durum olmayıp iyice irdelenmesi gerekli, yapılan haberlerde gelen mülteciler arasında kalifikasyon derecesi yüksek ülkeye yarar sağlayacak olanların varlığından söz edilmektedir. İçlerinde bu denli kalifiyeli olanlar olabilir yalnız bunlar belli bir kriterden geçmek durumunda şuan çadır kentlerde yaşayan bir çok mültecinin ülkemize sadece maddi yük olmaktan öteye geçemediği yapılan maddi yardımlardan ve gider kayıtlarından anlaşılmaktadır. Zaten aksi bir durum olsaydı Avrupa ve gelişmiş ülkeler neden bu denli ülkeye yarar sağlayacak kalifiye insanları kendi ülkelerine kabul etmemekte diretmektedir. Bütün bu soru işaretleri ve eleştiriler yabana atılmayacak denli önemli hele ki söz konusu ülkemiz ise bin düşünüp bir karar verilmesi elzemdir. Bugün Suriyeli mültecilere verilecek vatandaşlık statüsü ekonomik problemlerin dışında yarın önümüze özellikle güneydoğu Anadolu bölgesinin değişen demografik yapısıyla beraber artan terör olaylarını da tekrar beraberinde getirecektir. Vatandaşlık verildikten sonra Suriye’ye tekrar gidecekleri yönündeki açıklamalar ve bu düşüncenin altında yatan stratejik

hamlenin tam tersi de düşünülmesi gerekli Suriye de başlatılan ayaklanmanın benzerinin yarın sınırın Türkiye tarafında da patlak vermeyeceğinin garantisini kimse veremez.

Ülke olarak kaynayan kazan olan Ortadoğu coğrafyasında bulunuyoruz her türlü hamle ve stratejik adımın doğru hesap edilmesi gerekli; öncelikle ülke içinde ekonomik ve iktisadi bir ortamın geliştirilmesi ve ülke olarak kendi öz benliğimize hitap eden demografik yapının korunması gereklidir. Bunları göz ardı edip sadece dışa dönük bir politika uygulanması yarardan çok zarar getirir. Yapılması gereken iç ve dış siyasetin doğru orantılı bir şekilde yürütülmesidir aksi taktirde yapılacak hataların geri dönüşü olmayacağı gibi sancılı süreçler yaşamamıza neden olacaktır.

Mehmet TARHAN

Araştırmacı-Stratejist-Yazar

Yazarlarımız
  • C.Cahit Coşkun Şanlıurfada Konut Fiyatları Arttı
  • Şener Mengene DEPREM ÖLDÜRMEZ BİNA ÖLDÜRÜR
  • İsa Güneş SEÇİM BİTTİ KARLAR ERİDİ –
  • Yüksel Gög Şanlıurfada Seçim Havası Yok
  • Reşit Babacan HAYALİMDEKİ OKULUM
  • Abdulkadir Sansak ÇEHRENİN İKİ TÜRLÜSÜ
  • Mehmet Tarhan ADİL YÖNETİM ANLAYIŞI
  • musti Seçim Yaklaştı Vatandaş Hatırlandı...
  • Hüseyin Kolsuzoğlu FAİZ VE TEFECİLİK
  • Tüm hakları saklıdır © 2011-2019 www.urfahaberhatti.com Sitemiz yanlızca internet üzeri'nden yayın yapar.
    Sitede yer alan yazılardan yazarları ve kaynakları sorumludur. yayınlanan haber,yazı ve yorumlardan, yazarları sorumludur.
    ww.urfahaberhatti.com ile herhangi bir bağlantı kurulmaz. Sitemiz sorumlu degildir.
    Sitede yer alan bütün içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.Siteye eklenen yorumlarda; kişi yada kuruluşları suçlayıcı, aşağılayıcı, küçük düşürücü veya iftira niteliğinde olan, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden, din, dil ve ırk ayrımı yapılan veya polemik oluşturacak şekilde ifadeler kullanılması yasaktır.